Ayakkabı ‘nın Tarihi

Ayakkabı olmasaydı nolurdu? Bir düşünsenize… Şüphesiz bütün derdi çeken organ, ayaklarınız. Gün boyu en çok ona borçlu olduğumuz zamanlar var, çok farkında olmasak da.

Bir insan gelişkin evreye ulaştığında ikiyüzün üzerinde kemiğe sahip olur. Bu kemiklerin yaklaşık yüzde otuzu ayak ve bacak kemiklerinden oluşur. Bu organın da sahip olduğu yük kadar bakıma ihtiyacı vardır.

Ayaklarımızda bulunan kemikler düz zemin üzerine tam oturmazlar. Ayak tabanı eğri bir yüzeye sahiptir. Bu eğrinin iki ucu yerle temas sağlar. Ayak kas, damar, eklem ve sinir yapıları ile çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Buradaki kaslar insanın en güçlü kaslarıdır. Aynı zamanda çok ehemmiyet gerektiren bir bölgedir ve hayati açıdan önemli bir yere sahiptir.

Ayakkabılar kullanımı esnasında yıpranan, taban adı verilen alt parça ile ayağı sararak daha ince malzemeye sahip ‘saya’ isminde üst parçadan oluşmaktadır.

Ayakkabının tarihi coğrafi koşullar, iklimsel özellikler ve metalaşma sonucu modanın takibine girmesi ile çok farklı şekillenmiştir.

Dünyanın bilinen en eski ayakkabısı Mezapotamya’da, çamura saplanmış halde çamurun kuruması sonucu bugünlere kadar gelmiş. Ayakkabının tarihinin merkezinin de sıcak iklime sahip bu merkezlerde olduğu düşünülüyor. Bu zamana dayananan antik ayakkabılar, deriden yapılır ve ayak girecek şekilde keskin hatlara sahip olurdu. İşlevsel olarak, tabanı sıcağı emen kumdan, üstünü de güneş ışığından koruyordu.

Ayakkabı ‘nın Antik Mısır’dan Uzay Boşluğuna Yolculuğu

Antik Mısır uygarlıkları, hükümdar ve tanrılarını çıplak ayakla tasfir etmişlerdir. Bu dönemde ev içinde sandalet kullanımının olduğu düşünülmektedir. Eti Uygarlığı seyrek olarak günümüzde kullanılmakta olan çarık benzeri ayakkabılar kullanmaktaydı. Ortaçağ dönemi ataerkill toplumlarında ise, kızını damada veren bir baba, kadın üzerindeki hakimiyetini ayakkabı töreni ile devrediyordu. Kimi Batı ülkeleri yeni evlenen çiftin arabasının arkasına ayakkabı bağlar. Bu eski geleneklerden kalma bir alışkanlıktır. Kız babası yine damada verirken ayakkabılarından birini de verir.

Milattan sonra ikinci bin yıl başından ortalarına kadar sivri burun ayakkabı pek revaçta kaldı. Kızgın çöl kumlarının bulunduğu coğrafyalarda ise, kumun sıcaklığına mesafe koymak için topuk eklendi. Avrupa’da aynı bin yılın ikinci yarısı ise kırmızı topuk furyası ile başladı. 1700lü yıllara gelene kadar ayakkabıların hepsi unisexti. Uzun topuklu ayakkabıları ise o dönemde elitist tayfa kullanıyordu. 1800lü yıllara kadar ise ayakkabı çifti diye bir kavram yoktu. Çünkü sağ ve sol aynı şekle sahipti. Her ayak için farklı olan ayakkabı ilk Philadelphia’da üretildi. Taban kısmı lastik olan ilk ayakkabı 1916’da Amerika’da üretildi. Bunlar ket olarak isimlendirildi.

Bot ise binek hayvanların kullanıldığı ve aynı zamanda çetin iklim ve engebeli araziler ile sıcak çöllerde kullanıma başlandı. İlk kadın botu 1840 tarihinde Kraliçe Victoria’ya özel üretildi.

Bağcıklı ilk yürüyüş ayakkabısı I. Dünya Savaşı zamanda ortaya çıktı.

Osmanlıda dericilik ve askerlerin ata binmek için çözmeye ihtiyaç duyması sektörü geliştirmiştir. Günümüz ilkel toplumları bile ayakkabasız gezmiyor. Dünyada şu anda kullanılan ayakkabı sayısı net olarak bilirse bile uzayda 1 çift bulunmakta. Aya ilk ziyareti gerçekleştiren Neil Armstrong, uzaydan tespit edilemeyen bir hastalık ya da kirlenmeye önlem olarak uzayda bırakılmış. Şimdi boşlukta dolaşıyorlar.

Yorum yazabilirsiniz