Aşure Günü ve Tarihçesi

Aşurenin onuncu gün anlamına gelen Arapça “âşûra” yani on anlamındaki kelimeden türediği iddia edilmektedir. Hicrî takvime göre, yılın ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü islami toplumlarda Aşure Günü olarak bilinir.

Aşure Günü’nün Dinsel Anlamları

Dini boyutlarıyla bu güne ayrı bir önem atfedilir. Günün içeriğine ilişkin olarak Allah tarafından 10 peygambere 10 çeşit ikramda bulunulduğu inanılır. Adem peygamberin bu günde tövbe ettiği, Nuh’un gemisinin Cudi Dağı’na bu günde oturduğu, Musa peygamber ile İsrailoğullarının bu günde Firavun zulmünden kurtulduğuna inanılmaktadır. Ayrıca dini kaynaklara göre Hz. Muhammed Medine’ye geldiği zaman, Yahudilerin bu gün oruç tuttuğunu görür. Durumu sorduğunda İsrailoğullarının Firavun zulmünden kurdulduğu gün yanıtını alır. “Ben Musa’ya sizden daha lâyığım.” diyerek bu günde oruç tutan Hz. Muhammed, başkalarına da oruç tutmalarını söyler. Yine dini referanslara göre Hz. Yusuf’un bu günde gözlerinin açılarak görmeye başladığı, Hz. Eyyûb’un hastalığından bu günde kurtulduğu rivayet edilir. Yunus peygamberin balığın karnından bu günde kurtulduğu, Hz. İsa’nın bu günde dünyaya geldiği iddialar arasındadır.

Yahudilikte “Yom Kipır Katan” olarak ifade edilen bu gün Yahudi takviminde en kutsal gündür. “Kipur” tanrı ile hesaplaşıp temizlenme mahiyeti taşır. Yahudiler bu günde, yani onlara göre Tışrî ayının 10. gününde, akşam güneşin batışı ile oruca başlayarak bir sonraki gün yıldızların görünmesi ile orucu bozarlar. Yahudi inancına göre sağlıklı herkes bu günde oruç tutmakla yükümlüdür. Bu günde iş yapmak, ticaret yapmak, çalışmak, cinsel ilşikide bulunmak yasaklanmıştır. Deri giysi ve ayakkabılar giyilemez. Arifesinde oruç tutulamaz. Bu günde dargınların barışması esastır. Yahudiler bu günü herhangi bir tarihi arkaplana dayandırmazken onlara göre İsrailoğulların’ın Firavun zulmünden kurtuluşu İbrani takviminde Nisan ayının 15. gününe denk gelir ve Pesah olarak adlandırılır.

Alevilikte Kerbela Şehitleri’nin sayısının 12 olması nedeniyle 12 gün oruç tutulur. Bu 12 gün boyuncca su ve et tüketilmez.

Toplumda Topluma Aşure Günü

Emevi yönetimi döneminde bu gün, Şia’nın matem günü kabulüne karşı Kerbela’yı unutturmak için bayram olarak kutlanılarak siyasallaştırılmıştır. Bununla birlikte bu gün için iki ayrı anlam yüklenmiştir. Abbasi halifeliği ile birlikte Şiiler tarafından yas olarak kutlanan bu günde Büveyhilerce resmen uygulanmış, şeklen ve içerik olarak farklı uygulamalara gidilmiştir. Aşure Günü böylece sosyal hayatın içinde farlı şekilde yer almıştır. 10. yüzyılda başlayan matem merasimleri ile her yıl devam eden törenlerle Sünni-Şii çatışması sürekli artmıştır. Kimi zaman tırmanan gerilim ile yasaklamalar da getirilimiştir. Büveyhioğulları ve Fatımiler tarafından matem günü olarak bilinen gün, Eyyûbiler zamanında yine Emevilerin yaptığı gibi sevinç günü olarak kurtlanmıştır.

Osmanlılarda Aşure Günü

Osmanlılar döneminde de sevinç ve matem günü olarak farklı uygulamalarla törenler düzenlenen bu gün hakkında son dönemlere kadar pek fazla kaynak bulunmamaktadır.

Osmanlılarda aşure geleneğinde öncülük saraydaydı. Topkapı sarayı mutfaklarında birkaç gün önceden hazırlıklar başlardı. Özel bir törenle önce padişah, daha sonra hareme sunulması ile birlikte, devlet ileri gelenleri ve halka dağıtılması bir gelenekti. Salahi Efendi Ruzname’de 1753 yılında sarayda pişirilen aşurenin Beylerbeyi Sarayı’ndaki I. Mahmud’a takdim edildiği yazar. Yine II.Abdülhamid döneminde Yıldız ve Beşiktaş saraylarında pişirilen aşure İstanbul halkı tarafından dağıtılması için beklenirdi. İlk aşamada ileri gelenlerin evlerine dağıtılan aşure kapları daha sonra ‘cevap’ niteliği ile kapların çeşitli çerezlerle doldurulması ile iade edilirdi. İkinci dağırım ise halka yönelikti. Yıldız Talimhane Meydanı’nda sıraya dizilen halka aşure törenler ve dualar eşliğinde dağıtılırdı. Bu dönemde aşureden çok kaplarının önem kazanması ile aşure günü öncesinde kap kacak satan züccaciyeler birkaç gün önceden hazırlık yapardı. Padişah kızları da kendi adına aşure pişirtip halka dağıtır, hanelere gönderirdi. Kaplar saklanmak üzere vitrine konur, hediye edenin namına anılırdı.

Osmanlı Halkının Aşure Günü

Evkaf Nezareti de yine benzer şekilde dağıtım yapardı. Musahipzade Celal iki uygulamanın yapıldığını yazmış, insanların Hz. Hüseyin’in susuz şehit edilmesi nedeniyle aşırıya kaçmamak koşuluyla toprak kaplardan su içtiğini, kimilerinin 10 gün oruç tuttuğunu, eğlencelerin yapılmadığını yazmıştır. Yine Sadri Sema halka kova, güğümle aşure dağıtıldığını, Hamidiye, Laleli, Üsküdar Yenicamii, Valide Camii’lerinde aşure dağıtıldığını yazmış, bu günün arifesinden kuyrukların oluştuğunu belirtmiştir. İranlılar ise Karacaahmet’te Seyitahmet deresindeki tekkede 10 gün boyunca geceli gündüzlü yas tutarlarmış. 10. gün burası toplanma yeri olur, büyük bir törene dönüşürdü. Bütün halk bu günde Üsküdar’a toplanarak adım atılacak yer kalmazmış. Acılı kaside ve mersiyeler yakılırmış.

Aşure için batıl inanışlar da bulunmaktaydı. Örneğin ağza gelen ilk bakla çıkartılarak para kesesine “bereket baklası” olarak konulurdu.

Bugün bu gelenekler çeşitli inanış ve toplum tabakalarında hala sürdürülmektedir.

Daha fazla Kısa&Net bilgi için tıklayınız.

Yorum yazabilirsiniz